• MANİSA İNTERNET HABER REKLAM
  • mih sag
  • RADYO HİRAŞ

  • Manisa İnternet Haber | Facebook
  • Manisa İnternet Haber | Twitter
  • Manisa İnternet Haber | Google+

İNSANDAKİ ÜÇ YÖN; US-ÖFKE-ARZU VE DENGE

Eklenme tarihi : 19.12.2018 Yorum ekle Sayfayı yazdır
Emel Eva Tokuyan Emel Eva Tokuyan

Eğitimci & Yazar & Tai Chi Eğitmeni emeltokuyan@gmail.com TÜM YAZILARI

Paylaş:

*Platon “Devlet” kitabında her insanın içinde var olan üç kısımdan şöyle bahseder: “İnsanda üç kısım vardır; İnsandaki ussal bölüm bilgi ve bilgeliğe âşıktır. Öfkeli kısım üstünlük ve şeref için hırs duyar. Arzulu kısım zenginlik ve kar peşinde koşar. Buradan üç tip insan doğar. Filozof, hırslı ve aç gözlü kişi.

Bütün kadim bilgelikler insanın kendisini tanımasından söz eder. Platon, her birimizin içinde yaşayan üç temel dinamiği olabilecek en sade haliyle özetlemiş. Ayrıca kendimizi tanımak ve inşa etmek için de bir başlangıç noktası belirlemiş. Kendimize bakarsak eğer filozof olmadığımız ortada, tabi bilgiye meraklı bir yanımız var, az biraz da yaşam tecrübelerimizden çıkarabildiysek bilgeliğimiz. Öfke ve arzu ise farklı oranlarda günlük seçimlerimizde kendisini gösteriyor. Bu üç yanımızı nasıl dengeli hale getirebiliriz? Öfke ve arzuyu olumlu anlamda nasıl kullanabiliriz? Burada da insan kendisini anlamak, tanımak ve yönetmek için kadim uygulamaların kapısını çalmak ve deneyimlerden geçmek durumunda kalıyor.

 

İnsan kendisini nasıl dengeye getirerek mutluluğun kapısını aralayabilir? Kadim bir felsefi zemine oturan bilim, sanat, kültür, uygulama çalışarak. Hangisi doğamıza yakın ise seçmek bize kalmıştır. Yirmi yıldır felsefi savunma sanatları çalışıyorum. Bunu açıkladığım birçok sefer şaşkın, mütebessim ve soran bakışlarla karşılaştım. En zor ifade edilen kısmı ise bunun insanı kendisini tanıması, eksiklerini tamamlama, fazlalıklarını budama imkânı vermiş olduğuydu. Görünürde fiziksel bir spor nasıl olurda karakter biçimlendirmesini sağlar? Açıkçası ilk yıllarda, benim de anlayamadığım tarafı buydu. Ancak pratik ettikçe, emek verdikçe sanat ruhunu fısıldadı, beni de budadı, budamaya devam ediyor.

 

Savunma sanatlarının çalışıldığı mekâna “dojo- aydınlanma” mekânı denir. Esasında hayatın kendisi gibidir. Sadece arada önemli bir fark vardır. Hayat içinde, konumumuzun gerektirdiği maskelere takınır, rollere bürünürsünüz. Çoğunlukla öğrenilmiş tutumlar ve alışkanlıklar üzerinden akar günler. Ancak bir dojoda çalışıyorsanız maskeleriniz düşer. Orada çıplak olarak içinizde size hâkim olan yanlarınızla karşılaşırsınız ilkin. İnsanın kendisi ile karşılaşması ürkütücüdür çoğunlukla. Çekingenliğimizi, tutukluğumuzu, hırsımızı, kibrimizi, korkularımızı, gururumuzu, katılığımızı, egomuzu fark etmek kaçınılmazdır çalıştıkça. Buna rağmen çalışmaya devam edebilme kararlılığını gösteriyorsanız eğer değişim de başlar. Zamanla bizi “ben” diye yoran geveze zihin sükûnete kavuşur. Bedeniniz esner, yumuşar ve güçlenirken duygularınız ve aklınız da bu esnek güçten payını alır. Evren her an ritimli bir şekilde akar ve devinirken, onun bir parçası olduğunuzu duyumsayarak ve içinizdeki küçük evrenin de aynı ritimle devinimine tanıklık edersiniz. Anın tüm parlaklığının içinde geçmiş ve gelecek susar. Tam olarak bedeninizle, duygularınızla, zihninizle bütünlük içindesinizdir. Duyduğunuz tüm sesler, derin bir birlik içinde bütünleşir. Hayatın her küçük ayrıntısı, duru bir parlaklık içindedir. İçinizde tüm konuşan sesler susar. Özünüz konuşmaya başlar. O konuştukça korkular zayıflar, hırs susar, arzu susar, kibir susar, ego susar. Bu nedenle savunma sanatı çalışan bir kişi ilerlediği oranda iç barışa, dengeye ve bilgeliğe doğru adımlar. Kendi ile savaşını bitirmiş, bütünlüğü deneyimlemiş bir kişi için günlük hayatta uzlaşılmayacak hiçbir konu yoktur. Bu nedenle en barışçıl, sevgi dolu ve nazik kişilerdir onlar.

Günlük hayatımızda bizi çıkmazlara sokan arzulu ve öfkeli kısmımızı bilgelik ile yönetmek istiyorsak bir kadim disiplinden yararlanmamız kaçınılmazdır. Bu bir ilim de, bilim de olabilir, sanat da… Ancak nereye gideceğimizi biliyorsak ve rotamızı kendimizi anlama, tanıma, yönetme yoluna doğrulttuysak. Önemli olan kendimize sadık kalarak, kendi inşaamızı gerçekleştirmemiz. Ancak, beyaz tavşanın dediği gibi; “Nereye gideceğimizi bilmiyorsak, hangi yoldan gittiğimizin hiçbir önemi yok”*

*Alice Harikalar Diyarında, Lewis Carroll

*Devlet, Platon

Emel Eva Tokuyan

 

Bu haber 685 kez okundu.
Bu yazıyı arkadaşlarınla paylaş:
YORUM YAP
YAZARIN SON YAZILARI